Filistinli Zehra'nın Gözyaşları

Filistin; kutsal topraklar…

Filistin; Mekke ve Medine’den sonra müslümanların gözbebeği…

Filistin; İki Cihan Serveri’nin, Alemlerin huzuruna çıkmak için yükseldiği kutlu belde

Filistin; yeryüzünün ağlayan coğrafyası…

Filistin; Müslümanların namusu…

Filistin ve orada yaşananlar hakkında ne kadar az bilgimiz var değil mi? Gazetelerde yazılanlar ve televizyonların haber bültenlerinde verilen haberler haricinde bir bilgimiz var mı? Peki, Filistin’de yıllardır süregelen mücadeleyi, çekilen sıkıntıları, yapılan işkenceleri anlatan sinema filmi var mı?

Amerika’nın Vietnam savaşıyla ilgili aklınıza kaç tane film geliyor ya da yahudilerin Hitler Almanya’sında gördükleri söylenen zulümlerle! ilgili kaç tane film geliyor aklınıza? Onlarca değil mi? Yahudilerin uğradıkları iddia edilen sözde soykırımla ilgili hemen hemen her filmin Amerikan Film Akademisi tarafından Oscar ile ödüllendirilmesine ne diyeceksiniz? Mesela “Schindler’s ListSchindler’in Listesi”, “The PianistePiyanist” ve “Life is BeautifulHayat Güzeldir” benim ilk aklıma gelenler. Bu filmlerin ilk ikisi En İyi Film Oscar’ını, sonuncusu ise En İyi Yabancı Film Oscar’ını almış ve konu itibariyle de Yahudi soykırımını anlatan filmlerdir. 2006 yılında ise sinemalarımıza yönetmenliğini Steven Spielberg’in yaptığı “MunichMünih” adlı film gelecek. 1972 yılında Münih Olimpiyatları’nda Filistinli bir grubun gerçekleştirdiği İsrailli sporcuları rehine alma olayını anlatan film sayesinde her türlü yayın organında Filistinlilerin “terörist” olduklarından dem vurulmakta.

Bu tür olayların yorumu, insanların olaya bakış açılarına göre değişir. Irak’ta gerçekleştirilen eylemler, Irak halkı tarafından “direniş” olarak değerlendirilirken, Amerika yanlısı grup tarafından ise “terör eylemi” olarak değerlendirilmektedir.

İstanbul’un alınmasını bizler “fetih” olarak değerlendirirken, Yunanlılar işgal olarak değerlendirmektedirler.

Filistin’de yaşanılan zulümle ilgili internette yaptığım araştırmada Türkiye’de vizyona giren bir tane filme rastladım. Yönetmenliğini Elia Suleiman’ın yaptığı, 2001 Fransa, Filistin, Almanya ortak yapımı “Intervention DivineKutsal Direniş” adlı film. Bu filmi seyretmediğim için hakkında bir şey yazamayacağım.

Ben bu konuda seyretmiş olduğum bir filmden “Filistin’li Zehra’nın Gözleri”nden bahsetmek istiyorum.. Filmin yönetmeni; Ali Derahşi, konusu ise; İsrail’de seçimlere hazırlanan Isaac Qwen’in oğlu trafik kazası geçirmiştir ve vücudunun çeşitli organlarını kullanamamaktadır. Qwen da oğlunun bu çalışmayan organlarını, organ nakli ile değiştirmeye çalışmaktadır. Bu organlardan biri de gözdür ve en uygun göz olarak Filistinli yedi yaşındaki Zehra’nın gözlerini seçer. Film ortalama 200 dakika yani 3 saati aşıyor. Bu uzun süreye rağmen film kendisini sıkılmadan seyrettiriyor.

Bazı eserler vardır, ürün verdikleri alanda teknik olarak ne kadar eksikleri olsa da insani yönlerinin ağır basması, eksiklerini kapatmaktadır. “Filistin’li Zehra’nın Gözleri” tam böyle bir film. Film uzun süresine, teknik eksiklerine, Zehra’yı oynayan küçük oyuncu hariç, kalburüstü oyunculuklara rağmen, insanı tam kalbinden vuruyor. Sizi öyle bir etkiliyor ki filmin kusurlarından bahsetmeye kalksanız kendinizi haksızlık yapmış hissine kapılıyorsunuz.

Film; İsraillilerin ve kendilerinden olmayan milletlere ve diğer din mensuplarına bakış açısını açık bir şekilde belirtiyor. Filmin bir bölümünde, Qwen, oğluna yapacağı göz naklini açıklarken, “Bir insan, bahçesinde bulunan meyve ağaçlarından canının çektiğini koparıp yiyorsa, biz Yahudiler de Tanrı’nın seçtiği kavim olarak Filistin topraklarında yaşayan, ister müslüman olsun ister hristiyan, her insanı canımızın çektiği şekilde kullanabiliriz.” diyerek, İsraillilerin düşüncelerine ışık tutmakta…

Hele küçük Zehra’nın toplama kampından alınarak şehirdeki hastaneye getirilmesi ve “Ben her yeri bizim kamp gibi zannediyordum.” demesi sizin yüreğinizi sızlatıyor.

Kendinize bu uzun bayram tatilinde bir iyilik yapın ve bu filmi seyredin. Pişman olmayacaksınız.

Bu filmden bahsetme ve yazı konusu yapma nedenim, İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un hastalanması, ölüm döşeğinde yatması değil. Bu yazıyı yazma kararı verdiğim zaman Şaron hastaneye kaldırılmamıştı. Tamamen Allah’ın takdiri…

Not: Bu yazı Ocak 2006 yılında Milli Gazete'de yayımlanan yazımdır.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !